Ofiste Geçirilen Süre Neden Üretilen İşten Daha Değerli Görünüyor? (Vekil Göstergelerin Tuzağı)

Modern ofis hayatının en yaygın ve en absürt çelişkilerinden birini düşünün:

Bir çalışan kendisine verilen görevi yüksek bir odaklanma ve yetkinlikle 2 saatte kusursuz biçimde tamamladığında çantasını toplayıp eve gidemez. Gitmeye kalkarsa “işten kaçan” muamelesi görür.

Ancak aynı işi yayarak, aralarda boşluklar bırakarak, ekran başında yıpranmış bir ifadeyle 8 saatte bitiren biri “ne kadar özverili ve çalışkan” olarak nitelendirilir.

Peki, mantığa tamamen aykırı olan bu durum iş dünyasında nasıl norm haline geldi? Bir çalışanın şirkete gerçek maliyetini kuruşu kuruşuna hesaplayabilen modern yönetimler, neden değer üretimini ölçmek yerine koltukta oturulan süreyi fetişleştirir?

Cevap, kurumsal karar alıcıların en sık düştüğü bilişsel kestirmede saklı: Vekil göstergeler (proxy metrics).

Ofiste geçirilen süre ve vekil göstergelerle çalışan verimliliği ölçüm hatası

1. Ölçmesi Kolay Olan, Değerli Olanın Yerini Alınca

İktisat ve yönetim biliminde sıkça başvurulan Goodhart Yasası der ki: “Bir ölçüm hedef haline geldiğinde, iyi bir ölçüm olma özelliğini kaybeder.”

Şirketlerin karşılaştığı temel problem şudur:

  • Çıktıyı (değeri) ölçmek zordur: Bir yazılımcının yazdığı 10 satırlık kritik kodun, bir pazarlamacının tasarladığı yaratıcı bir kurgunun veya bir stratejistin aldığı tek bir doğru kararın bilançodaki net karşılığını anlık olarak tartmak ciddi bir veri mimarisi ve zihinsel efor gerektirir.
  • Fiziksel süreyi ölçmek ise çok kolaydır: Turnike giriş-çıkış kartı, Slack’teki yeşil ışık, Teams durum güncellemesi veya sandalyede geçirilen 8 saat… Bunlar ilave hiçbir zihinsel çaba gerektirmeden toplanabilen verilerdir.

Yönetim refleksi, karmaşık ve soyut olan “çıktıyı” ölçmeyi başaramadığında, onun yerine kolayca takip edebildiği bir vekil gösterge koyar: “Masadaysa muhtemelen çalışıyordur.”

Bu yanılsama, kurumsal literatürde presenteeism (iş yerinde bedenen bulunup zihnen katkı sağlamama / şekilsel varlık) olarak adlandırılan ve küresel ekonomiye her yıl milyarlarca dolar verimsizlik maliyeti yükleyen yapay bir kültürü besler.

Çalışmanın Ekonomisi Bölüm 2 Instagram videosu için geçici görsel
Çalışmanın Ekonomisi — Bölüm 2. Instagram videosu yakında eklenecek.

2. Fabrika Mantığı vs. Bilgi Ekonomisi

Süre takıntısının kökeni Sanayi Devrimi fabrikalarına dayanır.

Bir montaj hattında çalışıyorsanız; 8 saat yerine 10 saat durmak banttan çıkan ürün sayısını doğrusal olarak artırır. Çünkü sanayi çağında emek, fiziksel efor ve zaman ile doğrudan orantılıydı.

Fakat bilgi işçiliği (knowledge work) fabrikaya benzemez:

  • Bilgi işinde değer doğrusal değil, asimetriktir.
  • Bir uzmanın sabah ilk 2 saatlik “derin odaklanma” (deep work) anında ürettiği kritik bir fikir, günün kalan 6 saatlik toplantı ve e-posta trafiğinde üretilen her şeyden katbekat değerli olabilir.
  • Masada fazladan geçirilen her saat değeri artırmadığı gibi, zihinsel tükenmişlik (burnout) yaratarak sonraki günlerin üretim kalitesini de baltalar.
Bilgi işçisi için doğru performans formülü ve çıktı odaklı çalışma modeli

3. Bilgi İşlerinde Doğru Performans Formülü Nedir?

Bir çalışanın verimini zaman üzerinden tartmak, bir yazarın başarısını klavyede kaç tuşa bastığıyla ölçmeye benzer.

Modern çalışma kültüründe performans hesabı şudur:

Performans = Tamamlanan İş (Kapsam) × İşin Kalitesi (Etki)

Masada geçirilen saatler bu denklemin sonucu veya başarısı değil, sadece sürece sokulan girdilerden biridir.

Yüksek yetkinlik, aynı çıktıyı daha az girdiyle (daha az zamanda) üretebilme becerisidir. Ancak vekil göstergelere dayalı yönetim modelleri, bu yüksek yetkinliği ödüllendirmek yerine onu 8 saatlik kalıba sığmaya zorlayarak cezalandırır.

Serinin ilk bölümünde bir çalışanın şirkete gerçek maliyetinin net maaşı katbekat aştığını göstermiştik. Maliyet bu kadar yüksekken performansın saatle ölçülmesi, pahalı bir kaynağın en kaba vekil göstergeye bağlanmasıdır.

4. Yeni Bir Sorun: Eşit Kalitede İki İş ve “Görünürlük” Savaşı

Varsayalım ki bir şirkette aynı kalitede, aynı ölçekte ve aynı hızda iş üreten iki uzman var. Biri sessizce işini teslim edip kenara çekiliyor, diğeri ise sürekli sürecin ne kadar yorucu olduğundan bahsediyor, geç saatlerde e-posta atıyor ve yöneticisinin gözü önünde masasını terk etmiyor.

Şirket hangisini daha başarılı ve terfiye layık görür?

Ne yazık ki çoğu kurumsal yapıda cevap: Yaptığı işi daha görünür kılan.

İş üretmenin kendisi kadar, üretilen işin organizasyonel vitrine nasıl taşındığı gerçeği, modern iş hayatının yazılmamış en büyük kuralıdır.

Sıradaki Bölüm: Üretilen İş mi, Yoksa Görünürlük mü Kazanır?

İşini kusursuz yapmak neden tek başına yeterli değil? “İşi yapmak” ile “işi satmak” arasındaki makas açıldığında kurumsal yapılarda kimler yükselir?

Çalışmanın Ekonomisi serisinin bir sonraki yazısında; şirket koridorlarındaki görünürlük paradoksunu ve sessiz üreticilerin neden geride kaldığını masaya yatıracağız.

Çıktı odaklı büyüme sistemleri kurmak için Bahtak ile iletişime geçin.